Türkiye Halkının “Fıkıh”la İmtihanı

- beyaz hoca televizyonda
Sabah uyandığımda, refleksif bir hareket gibi bazen elim televizyon kumandasına uzanıyor. Unkapanı eskisi şarkıcılar, ayağa düşmüş adli vakalar, yemek tarifleri arasında bir de “fıkıh”çı hocalarımız endam ediyorlar kadın programı denilen ucubelerde. Hayretle, şaşkınlıkla izliyorum, ibretlik buluyorum. Sadece kadın programlarında değil, internette, gazetelerde, televizyonlarda diğer programlarda her yer “fıkıhçı hoca” kaynıyor. Her gazetenin kendi fıkıhçısı bile var!..
Kadınlarımız, erkeklerimiz değişen hayat tarzlarında sürekli vicdan azabı çekiyor olmalılar ki, en basit bir şeyi bile sormak, teyid almak, cevaba göre davranmak ihtiyacı içerisindeler. Fıkıhçı hocalar ise sorulara cevap verirken sadece hadis ve Kur’ana veya bunların geçmişte yapılmış yorumlarına dayanmak zorunda olduklarından ortaya kimi zaman çok komik tablolar çıkabiliyor. Böylesine gelişmiş bir teknoloji çağında, ekonomik altyapı böylesine farklı iken “hoca”, bundan 1500 sene öncesi şartlardaki sorunlara çözümler aramış metinlerde kazılar yapıyorlar. Misal mi, Süleyman Ateş hocaya sorulmuş; iPod’a Kur’an yüklenir mi? Dinen bir sakıncası var mıdır? Hocanın cevabı; “Eğer o iPod’da klasik Türk musikisi ve tasavvuf müziği varsa aynı alete Kuran-ı Kerim’in eklenmesinin bir sakıncası yok. Ama insanları şehvete kışkırtan, dine aykırı müzikler varsa aynı cihaza Kuran-ı Kerim’i yüklemeyi doğru bulmam. Çünkü Kuran’a saygısızlık olur. Biri şehvete diğeri ruhaniyete sevk ediyor. Cihaz bozulduğunda ise bir yere gömmek ya da yakmak gerekir. Çünkü Hz. Ömer zamanında da yıpranmış mushaflar (Kuran’ın kopyaları) yakılmış. Bu nedenle çöpe atılmamalı, saygı gereği yakılmalı. Kuran’a saygı bunu gerektirir.”
Maalesef acı olan bunları halkımızın ciddiye alması, kendisine rehber olarak görmesi. Sorun, bu insanların hayatlarını sürdürürken rehberlerinin akıl ve mantık değil, 1500 yıl öncesinin metinleri olması. Bütün bu sorulardan anlaşılabilen bir şey de bu; insanlarımız akıl ve mantıklarıyla buldukları çözümleri güvenilir bulmuyorlar. Ve kendi çözümleriyle, fıkıhçının çözümleri çatıştığında her zaman “dogma” dan taraf oluyorlar. “Dogma”, “hoca”, “fâkih” söz aldığında akan sular duruyor, gözler yere iniyor, kafalar huşu ile sallanıyor. Ve “hoca” milyonların gözleri önünde; soru sahibini azarlayabiliyor. “Hoca”, öylesine rahat ki, istediği gibi esip gürleyebiliyor televizyon ekranlarında. Her konuda ahkâm kesiyor, istediğini azarlıyor, istediğine ayar veriyor, istediğine nasihat ediyor.
Bir diğer dikkat çekici konu ise; Türkiye’de herkese göre bir “hoca” nın var olması. Mesela başı açık bir bayana “icazet” veren hocamız var. Veyahut “kurban” adetinden tiksiniyor musunuz? “Kan akıtmak” zorunda olmadığınızı savunan hocamız da var. Göz göre göre islam dogmalarını manipüle ederek, her türlü ihtiyacınıza cevap, fıkıhçı hocalarımızda!..
Her ne kadar, onlar, islâmın akılla, mantıkla ve vicdanla çelişmediğini iddia etselerde; fıkıhçı hocalarımız tam tersi bir durumu gözler önüne seriyorlar; madem akıl ve mantıkla çelişmiyor, bu kadar çok “hoca”ya neden ihtiyacımız var?
