Obama’yla Gelen Yeni Dönem ve Türkiye

obama türkiye'de

obama türkiye'de

Barrack Hüseyin Obama’nın Türkiye’yi ziyaret edeceği Hillary Clinton’dan haber alındığında şüphesiz ki Türkiye kamuoyunda şaşkınlıkla karışık bir sevinç dalgası patlak verdi. Ziyaret öncesinde ve sonrasında köşe yazarlarından politikacılara ve askeri yetkililere kadar bir çok taraf konu hakkında ağzı kulaklarında tepkiler verirken, Obama’nın satır aralarında her bir tarafın kendine yontacağı anlamlar arandı. İşin ilginç tarafı, G.W Bush bundan seneler önce iktidar olduğunda ağızlarından “Bush doktrini”, “teröre karşı savaş”, “büyük ortadoğu projesi”  gibi kavramlar eksik olmayıp, Türkiye’yi bu kavramlar çerçevesinde “adapte olmaya” ve “rol kapmaya” çağıran aydınlarımız ve politikacılarımız, bu seferde Bush politikalarının iflasını ilan etmekte ve Obama ile gelen yeni dönem üzerine ahkâm kesmekteydiler. Öncelikle Türkiye’de “aydın” olmanın, değişen Amerikan politikalarını dikkatle takip edip anlamaktan, devlet politikasını ve kamuoyunu bu yönde manipüle etmekten ibaret bir zanaat olduğunu açıkça gözler önüne sermekteydi bu tutumlar. Ama haklı oldukları bir taraf vardı kanımca; gerçekten Amerikan dış politikasında ve dünyada devletler arası ilişkilerde yeni bir paradigma ortaya çıkmaktaydı, bunu görmek için “aydın” olmaya da gerek olduğunu sanmıyorum.

Öncelikle ABD için yıllardır propagandasını yaptığı liberal kapitalizm açısından Bush döneminden arta kalan büyük bir felaket; küresel ekonomik kriz. İdeolojik planda ise daha çok ABD çıkarları uğruna “istikrarsızlaştırma”, “siyasi baskı kurma” gibi emperyalist çıkarlar için kullanılmakta olan “insan hakları”, “demokrasi” gibi propaganda araçları açısından ise durum daha da beter; Irak ve Afganistan’daki durum ve diğer istikrarsızlaştırma operasyonları sebebiyle bütün dünya halkları ve hükümetleri nezdinde Amerikan imajının tamamen çöküşü. Obama’nın ABD hakim sınıfları tarafından bütün bu yaraları sarmak maksadıyla iktidar yapıldığını tekrar etmeye sanıyorum gerek yok. Bu minvalde, Obama döneminin ilk günlerinde bile amacın bu olduğunun işaretlerini bulmak mümkün.

Küresel ekonomik kriz, ulus devletleri istikrarsızlaştırma anlamına gelen Bush doktrini yerine, ekonomik buhranı ancak ulus devletlerin tekrar güçlendirilmesi ile aşılabileceği bir döneme işaret ediyor. Zira, Hillary Clinton’un Türkiye’den önceki ziyareti Çin Halk Cumhuriyeti’nde,  bu sefer “insan hakları”, “demokrasi” gibi argümanları hiç bir şekilde kullanmadığı gibi Çin’in Amerikan doları ve kâğıtları üzerine şikâyetlerini sineye çekmek zorunda kaldı. Buradan yola çıkarak birinci tespitim; ABD politikalarının özellikle “müttefik” ülkeler açısından ulus devletleri istikrarsızlaştırma yolunda değil, tam tersine güçlendirme yolunda olduğudur. Özellikle son dönemde “kürt sorunu” bağlamında “çözüm” lafının bu kadar çok telaffuz edilmesinin arkasında da bunun olduğunu düşünüyorum.

Amerikan gücünün ideolojik anlamda da tekrar onarılması şeklindeki diğer gözlemimi doğrulayan süreçler ise Obama’nın örneğin nevruz bayramı sebebiyle İran’lılara yolladığı mesaj ve Güney Amerika’lı liderler ile barışçıl ilişkiler kurma çalışmaları gösterilebilir. Obama’nın kendisi bile ABD’nin hâkim sermayesi açısından bir imaj düzeltme operasyonudur.

 Gelelim Türkiye’deki duruma. Obama döneminin etkilerini daha önce de belirttiğim gibi Kürt meselesinde ve Ermenistan’la ilişkiler bağlamında görebilmekteyiz. Obama dönemi ABD’sinin Türkiye’den beklentisi; bölgede güçlü bir ulus devlet olarak kendi iç problemlerini çözen ve bölgeye istikrar dağıtan bir ülke olabilmesidir. İkinci bir kilit nokta, Avrupa’yı Rus gaz tekelinden kurtaracak ve ABD’ye daha rahatça yanaşmasını sağlayabilecek ikinci bir doğalgaz hattının savunucusu ve koruyucusu olmasıdır. Türkiye’nin Filistin politikasındaki ani ve sert kırılmanın arkasında yatan sebep budur. Türkiye Orta Doğu’da böylelikle İran’ın tekelini kırmakta, bölge halklarına güven veren bir pozisyona ulaşabilmektedir. Bu politikanın işaretlerini önemli İngiliz dergisi “The Economist”‘in Mart ayının ikinci haftasındaki sayısındaki politik analizde görebiliyoruz; ”tam da Amerika’nın Ortadoğu’ya ulaşmaya çalıştığı bir dönemde Erdoğan’ın popülaritesi işe yarayabilir”.  Aynı yazıdan Kafkaslardaki son gelişmeleri okumakta mümkün; “Avrupayı rahatlatacak ve ABD’nin yanına çekecek yeni bir boru hattı için Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sınır anlaşmazlıklarını da çözebilecek politik bir açılım gerekliliği”.

~ tarafından altusma Mayıs 26, 2009.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.