Dünyamızda özellikle son senelerde ilginç bir fenomenle karşı karşıyayız; “etnik köken ile ekonomik durumun ve yaşam standartlarının çakışması”. Bundan 100 sene öncesinde ABD ve bazı diğer ülkelerde açıkça ve pervasızca uygulanmakta iken bugünlerde kapitalizmin “insan hakları”, “ırkçılıkla mücadele” gibi sanal sloganlarıyla örtülü bir şekilde yaşanıyor bu süreç. Fotoğrafta Rusya’nın en önemli bayramı sayılan “9 Mayıs Zafer Günü” kutlamalarından ilginç bir detay var. Beyaz slav ırkı, çoluğuyla çocuğuyla mutlu bir şekilde bayramını kutlarken, “onlar” ancak duvarın arkasından bakmaya cesaret edebiliyorlar. Aslında bu resmi şöyle bile yorumlayabiliriz; duvar sanki onları oraya hapsetmek için, onların mevcudiyetlerini gizlemek için yapılmış. Her iki yorumlama da bana göre doğru. Nedenini açıklamaya çalışacağım.
Rusya bilindiği gibi özellikle Vladimir Putin döneminden itibaren büyük bir toparlanma ve çok hızlı bir kalkınma sürecinden geçiyor. Bu da büyük bir ucuz emek gücü ihtiyacı demek. Sovyetler Birliği’nden kalan eski, demode altyapının yenilenmesi, dünya kapitalizmine entegrasyon ihtiyacı, küresel sermaye ve Rus monarklarının ağzını sulandıran devasa bir proje. Özellikle artan petrol fiyatlarıyla müthiş bir döviz girdisi olan bu devasa ülkeninse emek gücü sınırlı bir seviyede. Bu durumda ikili anlaşmalarla BDT ülkelerinden Rusya’ya çalışmaya gelenlere bürokratik bakımdan kolaylıklar sağlanıyor. Vize talep edilmiyor. Çalışma izni almaksa onlar için daha kolay. Bu durum da zaten fakirlikten kırılmakta olan Orta Asya ülkelerinden Rusya’ya inanılmaz bir emek gücü akımına yol açıyor. Milyonlarca legal veya kaçak işçi Orta Asya’dan Rusya’ya akın ediyor.
Özellikle Orta Asya’nın en fakir ülkesi Tacikistan’dan geliyorlar. Tacikistan kırsal kesimindeki vaziyet ise “ben insanım” diyenin vicdanını sızlatmalı; önce etnisiteleri birbirine kırdıran iç savaş, ardından büyük bir yoksulluk ve açlık. Tacikistan kırsal kesiminde elektrik yok, su yok, gıda yok. Tacikistan’ın en büyük satılabilir varlığı ucuz işgücü. Yurtdışındaki Tacik işçilerin gelirleri ülke gayrı safi milli hasılasının %34 ünü oluşturmaktadır. Her bir Tacik işçinin aylık gelirinin ortalama 300 dolar olduğu düşünülürse kanımca inanılmaz bir rakam.
Gelelim toplumları birbirinden ayıran duvarlara. Rusya’da fakirlik Rus etnisitesinde de yaygın. Ancak ”insanlık dışı fakirlik” diyebileceğimiz durum, sadece yurtdışından gelen kara derililere has. En başta bu ekonomik durum iki etnisite arasına büyük bir duvar örmektedir. Hiç bir Tacik, Rus halkının sahip olabileceği şeylere sahip olamaz. Onun gittiği yerlere gidemez, onun gibi giyinemez, onun çalıştığı işlerde çalışamaz. Sadece en pis, yüzde yüz beden çalışması gerektiren işler Tacikler içindir. Dolayısıyla, en başta iki toplum ekonomik olarak birbirinden tamamiyle ayrılmıştır. Ve maalesef insanların kapitalist güdülerinde her zaman beden işi yapana, hizmetkâra, fakire karşı bir hakir görme içgüdüsü vardır. Ruslar, Taciklere neredeyse her zaman emreder konumdadır ve onları aşağılık görmektedirler. Onların beyinlerinde “emretme” eylemiyle Tacik halkı her zaman “nesne-yüklem” ilişkisi içerisindedir ve bu da en büyük ayrımı hem yaşam tarzlarında, hem beyinlerde yaratmaktadır.
Bunun yanı sıra, ekonomik girdisi az olan ve bir çok imkânlardan yoksun toplumlar kaçınılmaz bir şekilde tutuculaşmakta ve suça meyilli olmaktadır. Resmi istatistiklerin söylediğine göre Orta Asya’lılar Rusya’da, Rus etnisitesine göre bir kaç misli daha fazla suça meyilli gözükmektedir. Ekonomik girdinin az olduğu ortam, “kavga” ya en müsait ortamdır. Elbette suça meyillilik genetik bir miras değil, sosyo-ekonomik şartların doğurduğu bir durumdur. Bu da aynı şekilde Taciklere karşı Rus toplumunda önyargıların oluşmasına sebep olmaktadır. Rus toplumunun tek tek bireyleri, her bir Orta Asya’lıyı kendi şartları içerisinde değerlendirememekte ve kesin önyargılı hükümler vermektedir. Maalesef kapitalist güdülerle dolu bir bilinç böyle basit sınıflandırmacı yaklaşımlara kolay ulaşmaktadır.
Bunun yanı sıra, Orta Asya’lılar en başında bu ülkede “göçmen” konumundadırlar, yani “yabancı”dırlar. Ve gene maalesef, içlere işlemiş kapitalist ahlâk ve güdüler tanınmayan yabancıya karşı otomatik olarak önyargı mekanizmasını harekete geçirmektedir. Ekonomik olarak aşağıda olan, birarada yaşayan ve toplum içerisinde kendi dilini konuşan kişiler enteresan bir biçimde yadırganmakta ve hatta nefret uyandırmaktadırlar. Çünkü iki toplumun birbirlerini tanıma kanalları tamamen kapalıdır. Kültürel farklılıklar, dini farklılıklar ve dildeki farklılıklar aradaki duvarı güçlendirmektedir. Göçmen bu doğrultuda kültürel, dini ve dilsel olarak kendisini var edebildiği kendi toplumuna yanaşmakta ve orada soluk alabilmekteyken daha tutuculaşmakta, yerli olan içinde bazen “acıma”, bazen “garipseme”, bazen “kendini üstün hissetme”, bazen “görmezden gelme” ve bir çok örnekte “nefret” büyütmektedir.
İşte bu sebeplerden ötürü başlangıçtaki iki yorum vardır ve doğrudur. Duvarı iki tarafta psikolojik olarak yaratmakta ve ötesine geçememektedir. Ayrıca bu ilişkide hâkim olan yerliler, göçmen olana duydukları “görmezden gelme” ve “görmek istememe” psikolojisiyle veya göçmen olanın suça meyli sebebiyle polisiye önlemler adı altında böyle duvarları inşa etmektedirler.
Burada Rusya özelinde ele aldığım konu şu an dünyada bir çok ülkede değişik isimler adı altında görülebilecek bir fenomendir. Anlaşılması gereken bir gerçek var ki, etnisite ile ekonomik durumlar ve toplumsal rollerin çakıştığı bunun gibi durumlarda duvarın en önemli sebebi büyük ekonomik uçurumdur. Dolayısıyla, liberalizm içerisinde geliştirilen “ırkçılık karşıtı” kimi kampanyalar sorunu çözmekten uzak gözükmektedir. Ayrıca konuyu ”ulusların kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde ele alan yaklaşımlar da küreselleşme ile sürecin gerisinde kalmış gibi gözükmektedirler. Bunun sebebi de artık dünya üzerinde neredeyse her etnik topluluğun, çoğunluk olduğu coğrafyada bir ulus devlet sahibi olduğu gerçeği bir yana, tebaalarının ayrımcılığa, vatandaşı olsunlar veya olmasınlar, başka ülkeler ve metropollerde karşılaştıkları gerçeğidir.
etnisite sorunları, ırkçılık kategorisinde yayınlandı
Etiketler: göçmenler, küreselleşme, rusya, ırkçılık